zevk-ü sefa diyarında, keyfiyane zırvalar…
Tontoşum, bebişim, sevgülüm, aşkımmm, nonoşum, meleğim, her şeyim, ballıda lokma tatlımmm, vs. Allah’ım neden tüm sevgililer şartmışcasına bu sözcükleri kullanır. Şart mıdır bu? Bana bunları demesen beni sevmiyodur düşüncesine falan mı sahipsiniz?
Yapış yapışsınız yahu, sanki size dokunsam elime herhangi! bir sıvı gelecek..Iykkk..
Ben düşünüyorum Tam gaz iLeri… »
Ooooo oooo işimiz var ya, bu ne memleketin hali, kimin eli kimin cebinde belli değil. Benim zamanımda böyle değildi bu işler. Yani 20 yıl önce bi adam seni beğenirdi sende adamı beğenirdin nitekim alternatif pekte fazlada değildi adam seni alnından öperdi “Namusumsun uleyn” Tam gaz iLeri… »
İnsan kullanmak bir sanattır, insanları yönlendirme büyük bir sanattır. kitlelere, topluluğu cezbetmek her kişinin harcı değildir. Ama bunu insanların yararına yapıyorsa kişi. Bir düşünür “Hükmedilerek hükmetmeyi öğrenir insan” demiş. Ne denli doğru ne denli yalnış bilinmez. İnsanlar hüketmeyi alışkanlık haline getirmişsse bu durumu kullanıyolarsa bu kişinin erdeminden kaynaklanmıyo olsa gerek. Hiç hükmedilmeyen bir insan bir başkasına hükmedemez mi? Bu yetiyi kavrayamaz mı? Bizim birey olarak gördüğümüz baskı ve yaptırımlar, ileride aynı durumlar hakkında bir başkasına yaptırım ve hükmetmemize neden mi olur? Düşünsel yeteneğimizi kısıtlamış olmaz mı? “Kişi kendini bilmeli” sözü ne de güzel bi kelamdır. Ama bunun derinliğini kavrayana. Dünyevi ve manevi duygularımızın ağır basması bize kendimizi kaybettirmiyor mu? Yoksa işimize gelmediğindenmidir bu görmezden geliş? Yetinmesini bilmek mi, daha çok elde etmek mi? Neden aklımıza hükmettiriyoruz, yoksa çocukluktan gelme ” sus oğlum, konuşma kızım” replikleri mi bizi bu hale getirdi. Yoksa bir dayanışma içinde olmadığımız için mi?
1 mayıs kutlamalarını Tv de seyrederken kimi haber yayınları Yanlı kimileri yansız aktarırken bunları. bu kanallarda bizleri yönlendirmeye çalışıyor diye düşünen olmadımı? Ki halk olarak galeyana gelen tiplerle doluyuz. Ve seyrederken üzüldüm ve utandım bu kutlama gününden. Biz ki bir el olarak tek vicut olarak kurtardık bu vatanı diye anlattılar. Pek te iyi etmişler ama. İzledikleri politika sayesinde çapulcular bir avuçken temizlenmezken, ve kendileri doğru bir politika izlemedikleri için şu anda şehir içinde dolanır oldu bu bölücüler.
Yunus emre söylemiş dahasına gerek yok….
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Yamyam Paradoksu:
Bir adada yaşayan bir grup yamyamın eline bir mantıkçı düşer. Yamyamlar mantıkçıya şöyle derler: “Biz her yakaladığımız yabancıyı yeriz. Kimini haşlayıp, kimini kızartıp yeriz. Avımıza bir soru sorarız. Avımız soruyu doğru yanıtlarsa haşlarız, yanlış yanıtlarsa kızartırız.”
Dedikleri gibi de yaparlar. Mantıkçıya şu soruyu sorarlar: “Seni haşlayıp da mı yiyeceğiz, yoksa kızartıp da mı yiyeceğiz?” Mantıkçı bir süre düşündükten sonra soruyu çok akıllıca cevaplar: “Kızartacaksınız!” İşte yamyamları çaresiz bırakan paradoks ortaya çıkmıştır, ve bu yanıtı sayesinde mantıkçı ne kızartılır ne de haşlanır.
Bir an için mantıkçının kızartılacağını varsayalım. O zaman verdiği yanıt doğru olur. Ama yanıt doğru olduğu için -yamyamların kendi kurallarına göre- mantıkçının haşlanması gerekmektedir. Demek mantıkçı kızartılamaz. Şimdi de mantıkçının haşlanacağını varsayalım. O zaman mantıkçının yanıtı yanlış olacak. Yanıt yanlış olduğundan da kızartılması gerekmektedir. Demek mantıkçı haşlanamaz da. Yamyamlar tam bir kısırdöngüye girmişlerdir. Kızartsalar haşlamaları gerekecek, haşlasalar kızartmaları! Sonuç olarak adamımız kurtulur.
Kralın paradoksu:
Kral ülkenin yalancıları arasında bir yarışma açtı. “İşte bu yalan,” diyebileceği bir yalan uydurana bir küp altın vadetti. Yalancılar akın akın saraya gelip yalanlarını söylediler, fakat yalanlar ne kadar akıl almaz olursa olsun kral hep, “olabilir, niye olmasın …” gibi cevaplar veriyordu. Böylece hem eğleniyor, hem de bir küp altından olmuyordu. Tam gaz iLeri… »
Eskiden çatapatlar vardı bayram harçlıklarımızla aldığımız. Denizdeyken suya şap şap vurup etrafa uçuşan su parçacıklarından nasıl da mutlu olurduk.. Çizgi filmlerimizde güzeldi hani, her sabah elimde bir ekmek arası onu izlemeyi çok severdim. Bahçede piknik yapardık, reçelli kanepelerle…
Şimdiki çocuklara çok üzülüyorum. Yeşili bilmeyen, çatapatı görmeyen bir nesil. 3 yaşında kreşlerde başlıyor yaşamına, nefes bile almadan eğitici programlara maruz kalıyor. Çiz, boya, oku, yürü, uyu… Emir kipleriyle başlıyor yaşama. Ne Türkçeyi doğru konuşuyorlar ne de vatanlarını tanıyorlar.
Sistem şu; alanı daralt, körleştir, robotlaştır. İnternet, televizyon, teknoloji bu çocukların beynine işliyor veyahut işletiliyor. Ülkemizden başka bu denli rahat yayın yapan televizyon kanalları yoktur sanırım. Herhangi bir vakitte şiddet içerikli yayınlar peydah oluyor ekranlarda. Bilgisayar oyunlarında “öldür” komutuyla bir sürü yaratık öldüren çocuklar “öldür” kelimesine ne de sıcak bakıyor, eskiler bundan ürperirken… Öldürmek bile olağanlaştırılıyor. Masallarımız bile çocukları uyutmak için! Alice Harikalar Diyarında ki mesajlar nerede bizim masallarımız nerede? Koyunlarımızı bile saymadan mışıl mışıl uyutuluyoruz.
Geleceğimiz türlü yozlaşmalara uğrarken buna seyirci kalmanız nasıl bir duygu???